İstanbul Sözleşmesi; kadına yönelik her türlü şiddet ve hane içi şiddetle mücadeleye yönelik (1) önleme, (2) koruma, (3) cezalandırma ve (4) politika hususlarında sözleşmeye taraf devletlere pozitif yükümlülü k yükleyen uluslararası bir sözleşmedir.
İlk üç yükümlülüğün; yani önleme, koruma ve cezalandırma hususlarının yanı sıra; uzun vadede hayata geçebilecek “kapsamlı ve koordineli bütüncül” politikaları ayrıntılı bir yükümlülük olarak dile getiren ilk sözleşmedir.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının şiddete ilişkin yegane çözümlerden biri olduğunu ifade eden ilk sözleşmedir.
Kadına yönelik şiddet hususunda, bu şiddeti ilk defa ayrımcılık ve insan hakları ihlali olarak tanımlayan 1985 tarihli CEDAW Sözleşmesi’ndeki kapsamı genişletmiştir. İstanbul Sözleşmesi’ne göre şiddet:
"kamusal veya özel alan farketmeksizin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem"
olarak ifade edilmiştir. Şiddetin yanı sıra şiddet oluşturması muhtemel eylemler de kapsama alınmıştır.
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet kavramı “doğrudan kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya orantısız bir şekilde kadınları etkileyen şiddet” olarak tanımlanıp kadınların istatistiksel olarak cinsiyet temelli ayrımcılığın mağduru olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte, erkeklerin de ev içi şiddet mağduru olabileceği açıkça ifade edilmektedir.
Sözleşmedeki en önemli tanımlardan biri de hane içi şiddet kavramıdır. Madde 3(b)’de bu kavram “aile içerisinde veya hanede, veya mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki eşler veya partnerler arasında” olarak tanımlanarak hanenin salt fiziki bir anlama gelmediği ifade edilmiştir.
Sözleşme “ikincil mağduriyet” kavramını ilk defa tanımlayarak şiddetin mağdur üzerindeki birincil etkilerinin yanında; mağdur kadının ikamet yerinden veya çocuklarından uzakta kalmak zorunda bırakılması, şiddet sonrası ekonomik yoksunluk gibi mağduriyetlere yönelik “bütüncül politikaların” hayata geçirilmesinin ehemmiyetini vurgulamaktadır.
Kadın ve kız çocuklarının yanısıra, cinsel kimlik, sağlık durumu, medeni hâl, göçmen ve mültecilik gibi birey hallerinin ifade edilmesi sözleşmenin kapsayıcılığını ortaya koymaktadır.
Devletlerin (1) önleme (2) koruma (3) cezalandırma ve (4) politika hususlarındaki bazı yükümlülükleri:
Mağdurlar için destek hizmetlerinin kurulması
İdarenin politikalara yönelik bütçe ayırması
Yargı ve kolluğun soruşturma ve kovuşturmada etkin işbirliği yürütmesi
Mağdurun hukuki yardıma erişimi ve psiko-sosyal danışma hizmeti
Eğitim müfredatının cinsiyet eşitliğine yönelik düzenlenmesi
Kültür, töre, din, gelenek gibi kavramların şiddete gerekçe olmasını önleyici politikalar
İdarenin ilgili kurumlarında uzman kadroların kurulması
STK, özel sektör ve medya ile çalışmalar yürütülmesi
Salt şiddet mağdurları değil kendisini potansiyel mağdur hisseden bireylerin de kurumlara ve kurulacak kriz merkezlerine erişimi
Çocuk mağdurlar hususunda velayet ve ziyaret haklarının belirlenmesine ilişkin yasal tedbirlerdir
İmzalayan devletlerin faaliyetleri GREVIO isimli uzmanlardan oluşan uluslararası bir kurul tarafından izlenir.
Sözleşme taraf devletlere doğrudan bir cezai yaptırım getirmese de devletlerin kadına yönelik şiddete ilişkin İstanbul Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin AİHM tarafından denetlenmesini mümkün kılar. Nitekim, AİHM ilgili şiddet başvurularında İstanbul Sözleşmesi’ni referans kabul ederek içtihadını geliştirmektedir.
Sözleşme’nin iç hukuktaki yansıması 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu’dur. Bu Kanun’un ilk maddesi, kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında İstanbul Sözleşmesi’ni esas aldığını açıkça ifade etmektedir. Kanun’un bazı muğlak ve eksik ifadelerinin yorumlanmasında İstanbul Sözleşmesi yol göstermektedir.
Ancak ülkemizde gelinen noktada Kanun’un İstanbul Sözleşmesi ile aynı kapsamda olduğu söylenemeyecektir. Bunun sebebi ise Kanun’un İstanbul Sözleşmesi referans alınarak hazırlanmış olsa da Sözleşme’deki tüm koruma mekanizmalarının henüz Kanun’a eklenmemiş olmasıdır.
İstanbul Sözleşmesi’ni ve 6284 sayılı Kanun ile Sözleşme arasındaki farkları detaylıca açıkladığımız podcast içeriklerimize ulaşanız için, sizleri aşağıda yer alan podcast kanallarımıza davet ediyoruz.
Apple Podcasts: https://podcasts.apple.com/tr/podcast/hakk%C4%B1n%C4%B1-savun-podcast/id1720363665?l=tr
Kommentare